Salı, Mart 28, 2006

Ayetler ve İbretler / yeni bir dizi



KUR'AN ÇALIŞMALARINDA YENİ BİR SOLUK

Bir süredir Dost TV ekranlarında yayınlanan Ayetler ve İbretler programının ilk 80 bölümü, iki kitap halinde Zafer Yayınları arasında çıktı.

Hergün bir kısa bölüm.

Kur’ân âyetlerine ibretli bir bakış.

Ve bugün nazil oluyormuş gibi, hayatımızın tam ortasına inen âyetler!

Bu kitaplarla başlayan dizi, kısa okumalarla, Kur’ân çalışmalarını günlük hayatımızın bir parçası haline getirmeyi amaçlıyor:

Yormadan, sıkmadan, zorlamadan.


Dizinin takdim yazısı ile ilk iki kitabın içinde yer alan yazı başlıkları aşağıdadır.

Ayetler ve İbretler'den bazı bölümleri okumak için:
http://umitsimsek.blogspot.com

Bu diziyi kitapçılardan, NT mağazalarından ve aşağıdaki adreslerden temin edebilirsiniz:

Zafer Yayın Grubu: 212 – 512 80 80

http://www.zaferkitap.com

http://www.zaferdergisi.com

http://www.kitapyurdu.com/

Ayetler ve İbretler / Sunuş

DİZİNİN TAKDİMİ

Âyetler ve İbretler, bir süredir Dost TV ekranlarında günlük olarak yayınlanıyor. On dakika süreli bu programda, hergün Kur’ân’ın bir hakikatine ibret gözüyle bakmaya çalışıyoruz. Bunu yaparken özellikle dikkate aldığımız üç nokta var.

Birincisi: Kur’ân’a, başkaca hiçbir iddia taşımaksızın, sadece öğüt almak niyetiyle yönelmek.

İkincisi: Âyetleri, özellikle bizim zamanımıza neler anlattığını düşünerek incelemek. Veya, daha başka bir deyişle, âyetleri bugün iniyormuşçasına okumaya çalışmak.

Üçüncüsü: Her defasında sadece bir nokta üzerinde yoğunlaşarak onu bir nebze olsun anlamaya çalışmak.

Kur’ân, hiç kuşkusuz, tüm insanlığa kıyamete kadar yol gösterecek olan kitaptır. Bu itibarla, o, çok yönlü bir merci olarak, pek çok açılardan yaklaşılacak, incelenecek, yorumlanacak kutsal kaynaktır. Bu yaklaşma tarzlarının da herbiri, kendisine göre bir altyapı ve yöntemler gerektirir. Ancak bu, Kur’ân’ın tüm insan tabakalarına birden hitap ettiği gerçeğini gölgelememelidir. Belirli bir alanda uzmanlığı olan veya olmayana tüm insan tabakalarının da elbette doğrudan doğruya Kur’ân’dan alacağı dersler vardır. Ve bu dersler, ancak kulun Allah’tan gelen bir hitap karşısında edep ve tevazu ile diz çöküp onun öğütlerine kulak vermesi ile alınır ve anlaşılır. Zaten Kur’ân, kendi kendisini “tüm âlemlere bir öğüt” olarak tanımlamaktadır.

İnsanın bizzat öğüte muhatap olduğunu bilmesi, o öğütün etkili olması için önemli bir şarttır. On dört asırdır dillerde dolaşan Kur’ân-ı Kerimin dersleri, bütün çağlara olduğu gibi, bu zamana da doğrudan yöneliktir ve bu zamanda yaşamakta olan insanlara da hitap etmektedir. Onu asırlardır okunagelen bir kitap olarak değil de, henüz inmiş ve bizim zamanımızı, bizim toplumlarımızı hedef almış bir kitap olarak incelemeye başladığımızda, daha evvel bize kapalı gibi görünen pek çok anlamların parlamaya başladığını görürüz. Bunu bir alışkanlık olarak benimsediğimiz zaman ise, Kur’ân ile konuşmaya başlamışız demektir. Biz sorarız, o cevap verir. O bizi çağırır, biz “Emret” diyerek huzurunda diz çökeriz. Derken o, hayatımızın üzerindeki ülfet perdelerini birer birer kaldırıp atmaya başlar. Ve biz, Kur’ân’ın şimşekler gibi aydınlatıcı ışığı altında, hayatın gerçekleriyle yüz yüze geliriz. O zaman açıkça görürüz ki, kendimizi ve dünyamızı Kur’ân bize anlatmadan önce, meğer pek aldatıcı bir hayal dünyasında yaşıyormuşuz. Kısacası, bizzat muhatabı olduğumuzun bilinci içinde Kur’ân’ı okumaya başladığımızda, yaşamaya başlamışız demektir.

Yeni bir bakış açısı, yeni bir hayat tarzı demektir. Bunu sindirmek, âlemimize yeni giren kavramları ve anlamları iyice özümseyebilmek için, bunların üzerinde birer birer yoğunlaşmak ve kendimize zaman tanımak gerekir. Bahislerin kısa tutulması, her defasında bir âyetin—yahut âyet içindeki bir cümlenin—gösterdiği bir hakikat üzerinde durulması da işte bu amaca yöneliktir. Bu küçük parçalar ve kısa dersler, öyle umuyoruz ki, sebatla devam edildiğinde, çok geçmeden ciddî birikimleri sonuç verecektir.

Elinizdeki kitap, bir televizyon programı olarak düzenlenen bu derslerin kalıcı olmasını sağlamak amacıyla ve hayatımızı Kur’ân ile şekillendirmemize yardımcı olma niyazıyla size sunuluyor.

Ayetler ve İbretler / İçindekiler

1. Kitap / İçindekiler

Önsöz / Âlemlerden bir nokta / Hiçlikten sonsuzluğa / Kur’ân’ı ibret için okumak / Yer ve göklerin âyetleri / Asıl hedef fazilet / Bağışlanmayan suç / Yuvaların en zayıfı / Geçim darlığı / Vermeyi öğrenmek / Bir Kur’ân mucizesi: Ebu Leheb / Allah ne zaman yardım eder? / Şu dağlar olmasaydı / Bu âyet kimi anlatıyor? / Kalpler katılaşmasın / Mü’mine güzellik yaraşır / Hatırı feda edilmeyecek insanlar / Karada ve denizde fesat / Kur’ân’ın anlattığı Peygamber / Mü’minin hayatı çöplük değildir / Fatih’in Kur’ân’dan ilhamı / İnsan şeytanları / Bizim gibi milletler / Kıssadan hisse nasıl çıkarılır? / Yüce âlemlerdeki dostlarımız / Allah’ın hoşnutluğu böyle kazanılır / İbretli bir hukuk dersi / Sivrisinek / Allah korkusu / Erkekler ve kadınlar / Dünyadan nasibini unutma / Bir diyalogdan alınacak dersler / Nemli toprağın altı / İsraf ve yoksulun hakkı / Şeytanların kardeşleri / Cinler gaybı bilseydi… / Allah’ın sözlü selâmı / Bulutlar ne kadar ağır? / Bilmediğin şeyin peşine takılma / Çoğunluğa uyma! / Eğlenen insanların yaklaşan hesapları

2. Kitap / İçindekiler

Candan aziz Peygamber / Sinek denen mucize / Esmâ-i Hüsnâ / Şefaat niçin var? / Nasıl evliya olunur? / Besmele ile söylediklerimiz / Yıldızların düştüğü yerler / Kıyamet çok yakın / Zulmedenler ve meyledenler / Bir kahramanın son sözleri / Bilinçli yaşamanın adı / Nötrinonun gösterdiği gerçek / Hüsran dolu beraberlikler / İyilikte yardımlaşmak / Açık ve gizli nimetler / Gökler ve yer insanın hizmetinde / İnsan, beyan ve Kur’ân / Kul ister, Allah saptırır / Eve kapıdan girmek / İnanan kimsenin üstünlüğü / Takvâ elbisesi / Gökyüzünün âyetleri / Tatlı sözlü bozguncular / Son gülen iyi güler / Peygamberin görevi / Balarısı ve insan / Arının ilhamı / Balarısı ev arıyor / Balarısı olmasaydı… / Yapan konuşuyor / Günahlar böyle silinir / Ürperten uyarı / Kimin yolu izlenir? / Mü’minin namusu / En hayırlı ümmet / Herkesin her duasına cevap / Gökyüzünde sıradağlar / İhtiyaç fazlası / İstişarenin başladığı yer / Bu âyet herkese yeter

Pazar, Kasım 06, 2005

Risale-i Nur Dersleri: 2 çıktı




A ç ı k l a m a l ı
------------------
YİRMİ İKİNCİ SÖZ / İKİNCİ MAKAM


Risale-i Nur’un tefekkür dünyasına girmek ve onun yöntemlerinde beceri kazanmak isteyenler için, 22. Söz paha biçilmez bir hazine değerinde.

Bu eser hakkındaki açıklama çalışmalarının ikinci cildini teşkil eden kitapta, Risale-i Nur metinleri küçük bölümler halinde ele alınıyor.

Her bölümde, kelime anlamları ve açıklamalardan başka, eserin izlediği yöntem üzerinde de duruluyor.

Gereken yerlerde, Risale-i Nur’un başka bölümlerine de göndermeler yapılıyor.

Bir süredir http://umitsimsek.blogspot.com adresinde dizi halinde yayınlamakta olduğumuz İkinci Makamın tümü birden bu kitapta, elinizin altında.

Birinci Makam ise, yine aynı dizi içinde, daha önce Risale-i Nur Derslerinin birinci kitabı olarak yayınlanmıştı.

Bu eseri kitapçılardan, NT mağazalarından ve aşağıdaki adreslerden temin edebilirsiniz:

Zafer Yayın Grubu: 212 – 512 80 80

http://www.zaferkitap.com

http://www.zaferdergisi.com

http://www.kitapyurdu.com/

Perşembe, Ekim 06, 2005

SADE HAYAT

ÖZGÜRLÜĞE VE ZENGİNLİĞE AÇILAN KAPI

Ekonomi, son yüzyılda insanların hayatına bir din olarak girdi ve onlara, tek bir hayat amacı gösterdi:

TÜKETİM!

Ve insanlar tüketmeye başladılar.

Reklamlarıyla kuşattı insanları bu yeni din. Televizyonlarıyla kıskıvrak yakaladı.

Bir süre sonra insanlar tüketmekten başka birşey düşünemez hale geldiler.

Ömürler tükendi, değerler tükendi, insanlık tükendi, çevre tükendi.

Tarihin bu en amansız diktatörlüğünden kurtulmanın bir yolu var:

Fazlalıkları atmak. Gürültüden, parazitlerden kurtulmak. Hız düşürmek.

Sonrası, hem dış dünyanın, hem iç dünyamızın güzellikleriyle baş başa, alabildiğine renkli ve zengin bir hayat.

Gönüllü sadelik konusunu Türkiye gündemine taşıyan kitap şimdi Zafer Yayınlarında.

_____________________________________________________________
SADE HAYAT
kitapçılardan, NT mağazalarından ve aşağıdaki adreslerden temin edebilirsiniz:

Zafer Yayın Grubu: 212 – 512 80 80

Çarşamba, Eylül 21, 2005

Tefekkür derlemeleri


B İ R K A L P

B İ R B A K I Ş
B İ R D Ü N Y A

Ümit Şimşek

Bir yıldız, bir bakışla bir çiçek olur.


Renk renk çiçekler doldurur uzayı, bir bahçe gibi.

Yerin çiçekleri, göklerin çiçekleriyle konuşur.

Nağmeler alınıp verilir uzayın sessizliğinde.

Yıldızlardan semazenlere bahar koroları eşlik eder bir küçücük gezegenin üzerinden.

İnsan, dile gelenleri kalbiyle dinler.

Bir çiçek, bir yıldız, bir kâinat, o kalbin içinde atar beraberce.


"Bakıp da görmediklerimiz"den yeni bir tefekkür demeti
Bir Kalp Bir Bakış Bir Dünya'da.

BİR KALP BİR BAKIŞ BİR DÜNYA'yı kitapçılardan, NT mağazalarından ve aşağıdaki adreslerden temin edebilirsiniz:

Zafer Yayın Grubu: 212 – 512 80 80

http://www.zaferkitap.com

http://www.zaferdergisi.com

http://www.kitapyurdu.com/

___________________________

TAKDİM


Hayalgücü, uygarlığın elimizden aldığı en önemli değerlerimizden biri oldu. Bir yandan gelişen teknolojinin herşeyi önümüze görsel olarak getirip sermesi, diğer yandan da hızlı hayat temposu ve bir adım önümüzü görmemize imkân bırakmayan geçim endişesi, bizi sürekli olarak katı gerçeklerle yüz yüze bıraktı ve hayal kurma yeteneğimizi küllendirdi. Artık bize gösterileni görüyor, onun ötesine uzanmıyoruz. Hattâ, onun ötesinde birşeylerin olabileceğine dair bir düşünce de neredeyse zihinlerimizden bütünüyle silinmek üzere.

Fakat hayalgücünden yoksunluğumuz, bizi gerçeklerden de uzaklaştırıyor. Çünkü gerçeklerin büyük bölümü, dünyaya bizim baktığımız yerden görünecek kadar küçük değil; o gerçeklerin herbiri bir dünyayı kuşatıyor.

Bir yağmur damlasını bütün yağmur damlalarıyla, bir çiçeğin açışını bütün çiçeklerle, bir yavrunun gülüşünü bütün gülenlerle beraber gözünüzün önüne getirdiğiniz zaman, gerçek dünya karşınızda belirmeye başlamış demektir. Ondan sonra, bu gerçek dünyanın gizemlerini birer birer çözmeye, çözmekle de kalmayıp tadmaya ve hazlarını alabildiğine bir zenginlik içinde yaşamaya başlayabilirsiniz.İzleyen sayfalarda, sizi böyle bir tefekkür gezintisine çağırıyoruz. Biz bu sayfalarda hayalgücümüzü kendi çapımızda kullanmaya çalıştık; siz de kendi hayalgücünüzü yanınıza almayı unutmayın sakın. Gerçi bu yazıların arasına biz de resimler serpiştirdik. Ancak bunları, tefekkür gezintisinde bir çıkış noktası olur ve size hayalgücünüzü tetikleyecek bir kısım ayrıntılar sunar ümidiyle yaptık.

Buyurun hayalgücü eşliğinde gerçekler dünyasına.

____________________________________________________

Kitaptan bir bölüm

DÜNYANIN TEBESSÜMÜ
Ümit Şimşek


Bir yıldız gülümser gecenin derinliklerinden.

Binlerce yıldızla birlikte gülümser.

Kimbilir kaç yıl, yahut kaç yüzyıl öncesinden bize ulaşan bir tebessümdür o.

Yıllar, yüzyıllar, çağlar birlikte seyredilir semada.

Bir parıltı birkaç yıl öncesinden gelir, onun hemen yanıbaşındaki milyonlarca yıl ötelerden...

Yıllar, yüzyıllar, çağlar birlikte gülümser.

Kâinatın ömrü bir büyük tebessüm olur gökyüzünde.

***

En yakın yıldızın ışığı, düyamıza dört yıldan fazla zamanda ulaşır.

Sonra gittikçe uzaklaşır yıldızlar. Yüzlerce, binlerce, on binlerce ışık yılı ötelere yayılır.

Bu bölgelerde, yine evimizden dışarı çıkmış sayılmayız.

30 bin ışık yılı ötede Samanyolunun merkezi, 80 bin ışık yılı kadar uzaklıkta da diğer ucu yer alır.

Ve Güneşimizle beraber en az 200 milyar yıldız, 100 bin ışık yılı genişliğinde bir galaksiyi doldurur.

***

Samanyolundan sonra görünen, artık yıldızlar değil, galaksilerdir.

Yüz milyar yıldız, birtek yıldız gibi görünür.

Onların en yakınlarından biri olan Andromeda, 2 milyon ışık yılı uzağımızda, yüz milyarlarca yıldızıyla beraber, gökyüzünün sayısız tebessümlerinden bir gülücüktür.

***

Daha sonrası, uçsuz bucaksız bir yolculuktur hem mekân, hem de zaman içinde.

Işıklar uçar galaksilerin birinden diğerine.

Duraklar arasında milyonlarca yıl geçer.

Sonra milyarlara çıkar yıllar ve galaksiler.

Milyarlarca galaksi arasında, milyarlarca yıl ötelerden alışverişler olur.

Tebessümler yankılanır semanın derinliklerinde:

Sessiz ve rengârenk.

En 100 milyar, belki bir trilyon, belki daha fazla galaksi, sayısız yıldızlarıyla beraber gülücükler alır, gülücükler verir.

Akıl almaz bir heybet, bir çiçeğin narinliğine bürünür, bir kâinat olur.

***

Bir yıldız gülümser gecenin derinliklerinden.

Bir yıldızla beraber, bir kâinat gülümser yüz milyarlarca yıl ötelerden.

Büyüklüğü akıllara sığmaz o tebessümün.

Sadece güzelliği seyredilir bir küçücük gezegen üzerinden.

Küçük gezegenin büyük kavgaları, hep o heybetli tebessümün altında cereyan eder.

Yüz milyarlarca galaksiden bir tanesinin içindeki 200 milyar yıldızdan bir tanesinin peşine takılmış bir küçücük gezegenin üzerinde birkaç saniyelik ömrü bulunan küçücük insanlar, her zaman paylaşılamayacak birşeyler bulurlar küçücük gezegenlerinin üzerinde ve kısacık ömürlerinde.

Ve kavgalarından elde ettikleri koca bir hiçle beraber hiçliğe karışırlar sessizce.

Gökler umursamaz onların ne gelişlerini, ne gidişlerini.

Yine gülümser yıldızlar. Yine tebessümler gönderir galaksiler.

Gökler her gece güler bu küçücük gezegenin üzerinde:

Bir gülüşün anlamını çözebilenler için.

Pazar, Eylül 11, 2005

Her araştırmacının başucu kitabı

ARAŞTIRMA TEKNİKLERİ


Hangi çapta ve hangi türden olursa olsun bir araştırma ile meşgul olan yahut olmayı düşünen herkesin karşılaştığı temel sorunlar:

Yeteneklerin denenmesi ve değerlendirilmesi.

Zamanın en verimli şekilde programlanması.

Konu seçimi.

Konulara yaklaşım tarzları.

Kütüphane ve internet araştırmaları.

Daha hızlı okuyup daha iyi anlama yöntemleri.

Gözlem teknikleri.

Röportaj, anket ve diğer araştırma araçları.

Not çıkarma, arşiv tutma.

Bilgilerin değerlendirilmesi.

Yazının planlanması ve kaleme alınması.

Amatör olsun, profesyonel olsun, her araştırmacının eli altında bulunması gereken bilgiler.

ARAŞTIRMA TEKNİKLERİ'ni kitapçılardan, NT mağazalarından ve aşağıdaki adreslerden temin edebilirsiniz:

Zafer Yayın Grubu: 212 – 512 80 80
http://www.zaferkitap.com
http://www.zaferdergisi.com
http://www.kitapyurdu.com/


ÖNSÖZ

Hangi türden ve hangi çapta olursa olsun, bilimsel bir araştırma ile meşgul olan herkes, bu faaliyetlerinde kendisine yol gösterecek ölçü ve yöntemlerin rehberliğine ihtiyaç duyar. Bu ihtiyaç, bilim dünyasında araştırma tekniklerinin ayrı bir disiplin olarak belirmesine yol açmıştır.

Bugün dünyada—ve bir ölçüde ülkemizde—araştırma tekniklerini gerek bütün halinde, gerekse belirli uzmanlık alanlarında ayrıntılarına inerek ele alan pek çok eser verilmiş durumdadır. Bu eserlerin ortak yanı, araştırma faaliyetinin içinde bulunan veya bulunmak zorunda olan kimselerin problemlerine cevap getirmeleridir. Bunun yanında, araştırma ile meşgul olmak arzusunu duyup da bu arzusunu henüz uygulama alanına çıkaramamış kimseler de vardır ve bunların arasında, muhtemelen, pek çok değerler gün ışığına çıkma fırsatı bulamadan kayıplara karışmaktadır.

Elinizdeki kitap, bu sınıfa giren okuyucuların ihtiyaçları göz önüne alınarak düzenlenmiştir. Özellikle ilk iki bölüm, bu bakımdan orijinallik arz etmektedir. Bu bölümlerde, yeteneklerin denenmesi, ortaya çıkarılması ve lâyık olduğu bir mecrâya yöneltilmesi, zamanın değerlendirilmesi, küçük zaman parçalarının programlı bir şekilde ortak bir hedefe doğru yöneltilmesi, çalışma şevkinin uyandırılması ve korunması, konsantrasyon gibi konular üzerinde durulmaktadır. Pek tabii ki, bütün bunlar, araştırmaya yeni yönelecekler kadar, önceden beri bu tür faaliyetlerin içinde bulunanlar için de faydadan hâli olmayacaktır.

Araştırma Teknikleri’nin bir başka özelliği, bilimsel araştırmanın maddî ölçüleri kadar, manevî sorumlulukları üzerinde de durmasıdır. Yine ilk bölümlerde, yetenek ve zamanın değerlendirilmesine paralel olarak bu konu da ele alınmış; ayrıca Üçüncü Bölümde, teknik veya sosyal alanlarda çalışan araştırmacılara bu konuda ışık tutabilecek prensipler üzerinde durulmuştur. Daha sonraki bölümlerde ise, araştırma faaliyetlerinin genel teknikleri, hemen her türlü araştırma için geçerli olabilecek bir şekilde incelenmektedir. Bu teknikler, doğrudan bir araştırma faaliyeti içinde bulunmayan kimseler için de, her çeşit okuma ve öğrenme faaliyetlerinde başvurulabilecek önemli ölçüler ortaya koymaktadır.

Kitaptan en yüksek ölçüde faydayı sağlamak için şu noktayı dikkatten uzak tutmamak gerekir:

Herbir bölümde verilen ölçüler ve bazan maddeler halinde sıralanan esaslar, ciddî bir şekilde incelenmeye, hazmedilmeye, sürekli egzersizlerle bir alışkanlık halinde yerleştirilmeye ihtiyaç gösteren prensiplerdir. Bu bakımdan, kitabı bir defa baştan sona okumakla yetinilmemeli; bu ilk okuyuştan sonra gerekli bölümler ayrı ayrı ve ayrıntılı şekilde çalışılmalı, uygulamalar yapılmalı ve bu uygulamaların sonuçları kayda geçirilip kontrol edilmelidir. Birtakım bilgilerle donatılmış olmak, bu bilgiler bellekte ne derece sağlam şekilde yerleşmiş olursa olsun, insanın bir anda mükemmel bir araştırmacı kimliğini kazanmasına yetmez. Bu teorik bilgilerin sürekli uygulamalarla yerleştirilmesi ve geliştirilmesidir ki, kişiye deneyimli bir araştırmacı özelliğini kazandıracaktır. Bu bakımdan, Araştırma Teknikleri’nin, araştırma ile amatör veya profesyonel şekilde meşgul olan herkes için bir başucu kitabı olacağı inancındayız.


İÇİNDEKİLER

Önsöz
1. Araştırma ve biz
2. Zamanı kullanmak
3. Konu seçimi
4. Kütüphane araştırması
5. İnternet araştırması
6. Okuma teknikleri
7. Gözlem teknikleri
8. Röportaj teknikleri
9. Diğer yollar
10. Yazıya geçiş
Ek: Dipnotları ve bibliyografya düzenleme

Salı, Ağustos 23, 2005

Bir iman hizmetinin doğuşu

BARLA MODELİ
Ümit Şimşek


Baharın en güzel yaşandığı Anadolu köşelerinden birinde, bir bahar günü başladı Risale-i Nur'un macerası.

Yazılan eserler, etrafında, insanları topladı pervaneler gibi.

Her kesimden, her anlayıştan okuyucular, onun satırlarında, kendilerini cennet gibi bir ülkede buldular.

Böylece, kendiliğinden bir okul ve bir hizmet modeli ortaya çıktı Barla'da.

Bu modelde yüzyılların arayışına cevap vardı.

Barla Modeli'ni kitapçılardan, NT mağazalarından ve aşağıdaki adreslerden temin edebilirsiniz:

Zafer Yayın Grubu: 212 – 512 80 80

http://www.zaferkitap.com

http://www.zaferdergisi.com

http://www.kitapyurdu.com/

_________________________________

Kitaptan

Önsöz


Uluslararası değerler üretmede, en azından son yüzyıllık kesit ele alındığında, çok ileri bir ülke sayılmayız. Tarihimiz her ne kadar bu konuda zengin bir kaynak teşkil ediyorsa da, geçmişle bağlarımızı koparan bir Milât anlayışı, bizi geçmişimizin uluslararası değerleri karşısında yabancı hale getirdiği gibi, yeni değerleri de ortaya güçlükle çıkarır hale getirmiştir. Bununla birlikte, Türkiye’nin Cumhuriyet döneminde ortaya çıkardığı değerler içinde hiç yabana atılmayacak isimlerin bulunduğu gözardı edilemez—yahut edilmemelidir. Bediüzzaman Said Nursî, bu isimlerin başında gelir.


Risale-i Nur Külliyatı adı verilen eserlerin müellifi ve aynı adla anılan akımın kurucusu olan Bediüzzaman, bu eserlerle ve bu akımla, dünyanın önde gelen bilim mahfillerinde bir gündem işgal etmiştir. Bugün Doğu ve Batı ülkelerinin—ki bunlara ABD, Kanada, İngiltere ve Avrupa ülkeleri dahildir—üniversitelerinde, gerek Müslüman, gerekse gayrımüslim bilim adamları tarafından, Bediüzzaman ile eserleri üzerinde akademik çalışmalar yapılıyor. Eserlerin tercüme edilmediği bir dünya dili ise hemen hemen kalmamış durumda. İki yılda bir Türkiye’de Risale-i Nur ile ilgili olarak düzenlenen uluslararası sempozyumlara, dünyanın dört bir yanından yüzlerce tebliğ gönderiliyor ve bunlardan ancak küçük bir kısmı sempozyumda yer alma ve tartışılma imkânı buluyor. Şu kadar var ki, dünyanın keşfettiği bir değeri kendi içinden bulup çıkarma konusunda Türkiye oldukça isteksiz durduğu gibi, akademik çalışmaların sayı ve kalitesinde de dünyanın bir hayli gerisinde bulunuyor. Hıristiyan teologların veya Üçüncü Dünya ülkelerinden bilim adamlarının kaleminden çıkan tebliğlerle boy ölçüşebilecek pek az sayıda bilimsel çalışma, Bediüzzaman’ın kendi ülkesinin üniversitelerinden çıkıyor.


Ne var ki, resmî çevrelerin hiç tanımak istemedikleri, akademik çevrelerin de gönülsüz davrandıkları bir konuda, halk, gündemi hiçbir zaman kaçırmadı. Risalelerin ilk telif ânından itibaren, her seviyeden ve her kesimden insanlar, bu eserlerin etrafında halkalanmaya başladı. Ve o günden bu yana, Risale-i Nur Külliyatıyla beraber, kendilerini “Nur talebeleri” olarak adlandıran bir akım ortaya çıktı.


Bu akıma kimi tarikat gözüyle, kimi cemiyet gözüyle baktı. Fakat Risale-i Nur hareketinin bu tanımlardan hiçbirine uymadığı, zaman içinde herkes tarafından görüldü. Gerçi bu hareket içinde çeşitli eğilimleri yansıtan örgütlenmeler veya cemaatleşmeler de ortaya çıkmış bulunuyor; ama, genel planda ele alındığında, Risale-i Nur hareketinin maddî veya manevî bir örgüt meselesi olmadığı da yine herkes tarafından kolayca görülebilecek bir vakıadır. Daha da öteye gidersek, Risale-i Nur’un bir akım sınırları içinde de hapsedilemeyeceğini söyleyebiliriz. Çünkü eserlerin bilimsel bir tabanı vardır ve kelâm ilmi adıyla anılan bir bilim dalında, farklı bir bakış açısı ve yeni bir üslûpla işlenen dersleri içermektedir. Bu nedenle, Nur Risaleleri, bugüne kadar ülke içinde ve dışında, pek çok farklı akımlar, gruplar, cemaat ve tarikatler içinde de kendisine okuyucu bulmuştur. Bununla birlikte, Risale-i Nur’ların telifinin başladığı andan itibaren, bu eserlerin etrafında bir hizmet modelinin teşekkül ettiği de gözden uzak tutulamaz.


Bu model, herhangi bir örgütsel niteliğe sahip değildir; kaydı, yaptırımı, tayin ve azil veya terfi gibi mekanizmaları yoktur. Ancak, bizzat Risale-i Nur Müellifi tarafından nitelikleri belirtilmiş bir modeldir ve arzu eden herkesin örnek alabileceği bir biçimde ortaya konmuştur. Bunun başarılı bir model olduğu ise, eserlerin ve hareketin bugün dünya çapındaki durumundan bellidir.


Risale-i Nur’un hizmet yöntemlerini, risalelerin bizzat kendilerinden ziyade, eserlerin telif ve neşri sırasında, Bediüzzaman ile talebeleri arasında cereyan eden yazışmalar dile getirmektedir. Özellikle, yazımın başladığı ve Külliyatın hemen hemen dörtte üçünün telif edildiği Barla yıllarında yazılan mektuplar, bu konuda son derece değerli tarihsel belgeler teşkil etmektedir. Bu mektuplar, daha sonraki yıllarda Bediüzzaman ve talebeleri tarafından bir araya getirilerek, Barla Lâhikası adıyla yayınlanmıştır.Elinizdeki kitap, 1926 baharında Barla’da telif edilmeye başlayan Risale-i Nur Külliyatını ve onun etrafında halkalanan insanların meydana getirdiği akımı, Barla Lâhikası içinde yer alan mektupların ışığında incelemeye çalışmaktadır.

Pazartesi, Ağustos 15, 2005

Herşeyin hikâyesini merak eden adam'dan

Kar çığlıkları
Ümit Şimşek


O gece kar yağışı sabaha kadar sürdü. Önceleri sakin sakin yağdı kar. Daha sonra tipiye dönüştü. Pencere pervazlarından uğultusunu işittiren şiddetli bir rüzgâr, kar tanelerini önüne katmış uçuruyor, bir o kadarını da yerden kaldırıp savuruyordu. Yere paralel şekilde uçuyordu kar taneleri; sanki hiçbiri inemiyor gibiydi. Fecrin ilk ışıkları vurmaya başladığında her yer beyaza bürünmüş, ortalık sakinleşmişti.


Ağaran günle birlikte, Cem kendisini dışarıda, karların üstünde yürürken buldu. Hiç uyumamıştı. Hafif bir kahvaltı eşliğinde birkaç bardak demli çayla uyanıklığını tazeledikten sonra sıkıca giyindi ve yeni günü karşılamak üzere karşı tepelere doğru yola çıktı.

Rüzgâr hızını kesmiş, kar ise hafiften yağmaya devam ediyordu. Işıkları birer ikişer yanmaya başlamış evlerin arasından, kimsesiz sokaklardan, kar altında birbirinden ayırt edilmez hale gelmiş arabaların yanından geçti. Gün ağarırken, karşı tepedeki mezarlığın içinde, karlara bata çıka ilerliyordu. Belli bir hedefi yoktu. Adımları kendiliğinden götürüyordu Cem’i. Belli ki, içindeki Uzaylı sessiz sadasız yönetimi ele almıştı!

Ağaçların hepsinde saf ve sade bir güzellik vardı bu sabah. Yapraksız dalların üzerinde biriken karlar, ağaçları kardan bir heykele dönüştürmüştü. Servilerin puslu sabah güneşi altındaki görüntüsü ise daha bir gizemliydi. Sipsivri göğe uzanan buzdan kristaller gibi dizilmişler, uzaklaştıkça buğulanan bir manzara resmediyorlardı. Arkadan belli belirsiz vuran güneş ışığı ise, bu yolun başka bir âleme açıldığını haber verir gibiydi.

Ve Cem yine bir başka âlemdeydi.


Önce yukarılara çıktı. Bulutların arasından bir küçük kar kristali seçti kendisine. Bu, kar tanesinin yapıtaşlarından biriydi ve bir toz parçacığının çevresine yapışan donmuş su damlacıklarından ibaretti. Ne damlacıkları sayabildi Cem, ne parçacıkları. Mahşerî bir kalabalığın, hummâlı faaliyetlerin ve büyük bir gürültünün tam ortasındaydı. Hiçbir şey yerinde durmuyordu. Herşey, her an, her yöne doğru hareket halindeydi.

Bütün bu faaliyetler arasında, nice beldelerin üzerinden geçti Cem. Tanımadığı yerlerdi buraları. Dağları, ovaları aştı. İnerken ise yalnız değildi. Yüzlerce kristal bir araya toplanmış, hep birlikte bir muhteşem mimarînin kuruluşunda yer almışlardı. Minyatür ölçekte, buzdan saraylardı bunlar—her köşesi nakış nakış işlenmiş saydam saraylar. İçleri hava doluydu. Hacim olarak onda dokuzluk bir kısmı hava teşkil ediyor; onu çevreleyen narin işlemeli saydam yapı ise hacmin ancak onda birini kaplıyordu.

Bir özelliği daha vardı saydam sarayların: Herbiri benzersizdi. Cem’in içinde bulunduğu yapı da, o güne kadar göklerde kurulmuş milyar kere milyar kere milyar kere milyar kar tanesinden biriydi. Ama daha önce onun tıpatıp aynısı hiç yapılmamıştı; herhalde bundan sonra da yapılmayacaktı.

Cem, buluttan ayrılışıyla yere konuşu arasında geçen o upuzun zaman içinde, milyonlarca kar tanesini, bir kar tanesinin içinden seyretti. Aydınlık bir uzaydaydı Cem. Yıldızlar vardı sadece. Gündüz vakti yıldızlar. Göz alabildiğince yıldızlar. Herbiri farklı, herbiri nakış nakış işlenmiş yıldızlar. Parıldayan kristaller. Kristallerden avizeler. Dönen yıldızlar, inen yıldızlar. Sağdan, soldan, yukarıdan, aşağıdan uçuşan yıldızlar. Yahut kristal saraylar. Hepsinin üzerinde de gideceği yer ve ineceği nokta yazılıydı.

Binlerce metre yukarıdan düşüşe geçtiğinde, yere çakılacağını sanmıştı Cem. Öyle olmadı. Kimi zaman sert rüzgârla savruldu, kimi zaman sakince indi. Ama hiçbir zaman bir düşüş değildi bu. Sonunda, filolar halinde, bir dağ tepesindeki orta büyüklükte bir krater gölü ile onun çevresindeki yamaçlara inen buzdan saraylar arasında, Cem de usulca yere kondu. Gölden çok uzak olmayan, dik bir yamaç düşmüştü onun payına.

Cem bir süre sessizliği dinledi. Farklı bir sessizlikti bu—konuşkan ve akıcı bir sessizlik. Sadece sesin yokluğundan ibaret bir hal değildi; farklı bir musikisi vardı. Daha önce kavak ağaçlarından dervişlerin zikrini, yahut dünya dolusu çiçeklerin duasını işittiği gibi dinledi bu musikiyi Cem. Bu sessizlik de bir zikirdi hiç kuşkusuz; anlatılacak ne varsa doyumsuz bir sükûnet içinde anlatıyordu: denizleri kaldıranı, bulutlara yükleyeni, rüzgârı göndereni, gökte yıldızlar yapıp usulca yere indireni, yeryüzünü bembeyaz örtülerle döşeyeni…


“Ya göl cephesinde durum nasıl?”

Cem’in içindeki Uzaylı, keşiflerini daha ötelere taşımak niyetindeydi.

“Gel,” dedi. “İstersen yıldızları bir de suyun altından seyredelim.”

Hiç itiraz etmedi Cem. Yamaçtan gölün altına inmek, gözünü bir yerden başka bir yere çevirmek kadar kolaydı. Gittiği yerde ise, Cem’i, kırk yıl düşünse aklının köşesinden geçiremeyeceği bir sürpriz bekliyordu.

Suyun üzerine konup çözülen yıldızlar değildi şaşırtıcı olan. Gerçi bu kadarı da seyre doyulmayacak bir manzaraydı. Fakat o yıldızların suya karışırken attıkları çığlıklar tarif edilecek gibi değildi! Tiz mi tiz, insan kulağının işitemeyeceği seslerdi bunlar. Belki çok ince bir çınlamaya benzetilebilirlerdi. Belki de suya atılan taşların yol açtığı halkalar gibi dağılan ve dağıldıkça zayıflayan bir tür çınlamaydı bunlar. Her an binlerce kar tanesinin suya konuşu ile birlikte gölün her tarafından gelen bu kar çığlıkları, gerçekten işitilmeye değer bir yankılanmaydı. Her tarafta çınlamalar vardı; sanki yer ve gök bir garip yankılanmadan ibaret hal almıştı. Bir başka halkanın tam ortasındaydı Cem, Uzaylısıyla ve Dünyalısıyla. Oysa gölün, dışarıdan bakıldığında, ne kadar sessiz ve durgun bir hali vardı! O sessizlik ve durgunluğun bağrında fırtınaların kopacağına kim ihtimal verir?

“Hiçbir şey göründüğü kadar basit değil” dedi Cem.

“Birşey ne kadar basit görünüyorsa o kadar karmaşıktır” diye cevpa verdi içindeki Uzaylı.

Galiba bir dünya kanunu daha keşfedilmişti: Birşey ne kadar basit görünüyorsa o kadar karmaşıktır. Cem bunu zihninin bir kenarına not etmekle yetindi. Doyumsuz bir seyahatin, yahut bir rüyanın tam ortasında idi; uyandırılmak istemiyordu.

“Manzarayı daha küçük bir ölçekte izleyelim istersen.”

Uzaylının teklifi Dünyalı Cem’e hiç yabancı gelmedi. Bu dünyada küçük ile büyük arasında bir fark bulunmadığını çoktan öğrenmişti. Az önce keşfettiği kanunu da dikkate aldığında, birşeyin küçüldükçe büyüyeceği sonucuna varabilirdi.

Bir kar tanesinin suya inişini, Cem, bir su molekülünün bakış açısından karşıladı.

Bir yıldızın inişiydi bu. Küçülen mekânda zaman uzadıkça uzadı. Bir saniyeye bir yıldızın hayatı yerleşti. Cem, ağır ağır, yıldızın bütün zerrelerinin suya batışını izledi. İşin aslı, iki farklı kılığa bürünmüş bir varlığın kavuşmasından başka birşey değildi. Çok önceleri, bu yıldız belki yine bu gölün bir parçasıydı, kimbilir? Belki buradan bir yolunu bulup denizlere akmış, belki bir çiçeğin yapraklarından süzülüp havaya karışmış, sonra kardan bir yıldız olmuş, sonra da dönüp buraya gelmişti. Titanic’in suya gömülüşünü canlandıranlar, gelsinler, bir de binlerce yıldızın bir krater gölüne gömülüşünü ekranlara taşımayı denesinler!

Kardan yıldız suya battıkça, şeffaf tuğlaları birer birer çözülüp suya karıştı. Derken, yıldız, içindeki kargoyu serbest bıraktı. Bu koskoca bir balondu. İçi suyla dolu bir balonun yere düşüşü sırasında aldığı şekillere benzer bir biçimde gerildi ve esnedi havadan balon. Su zerreleri ona yol verdi. Gerilmesi ve esnemesi bir konuşmaydı. O sözü su zerreleri kaptı. Zerreler, zerrelere iletti işittiklerini. Minik kulaklar sözü olduğu gibi işitti, hiçbir ayrıntısını kaçırmadan. Sonra da minik ağızlar olduğu gibi aktardı işitileni, hiçbir şeyini eksik etmeden. Zerrelerden halkalar kuruldu. Halkalar sözü birbirine iletti.

Sonra, işini bitiren balon yükseldi, yükseldi, gölün yüzeyinden uçup gitti başka bir halkaya, yahut yeni bir yıldıza doğru.

Bir kar tanesi, sonsuza yakın bir zaman dilimi içinde göle karıştı.

O zaman diliminde, zerrelerden zakirler, bir zikri sayısız ağızlarla tekrarladılar.

Dünya o sonsuzluk içinde bir gölden mi ibaretti, bir kar tanesinden mi?

Bunu kestirecek halde değildi Cem.

Yalnız emin olduğu birşey vardı:

Herşey ve her söz bir zikirden ibaretti, o kadar.


(Yazarın Zafer Yayınları arasında çıkan Herşeyin Hikâyesini Merak Eden Adam adlı kitabından alınmıştır. Kitap ile ilgili bilgiyi aşağıda, bir sonraki yazıda bulabilirsiniz.)

HERŞEYİN HİKÂYESİNİ MERAK EDEN ADAM

Dünyaya uzaylı gözüyle bakan
bir genç adamın keşifleri


Bir sonbahar günü, umulmadık bir karşılaşmayla başladı Cem'in serüveni.

O gün, Cem'in, kendi hayalgücünü keşfettiği gündü.

Derken, Cem'in içindeki Uzaylı birden uyanıverdi.

Sonrası bir dizi yolculuktu ardı arkası kesilmeyen.


Kitaptan
Önsöz


Modern hayatın temposu, bizi hayatın gerçeklerinden bir hayli uzağa düşürmüş bulunuyor. Nereye gittiğimizi bilmeden, niçin yaşadığımızı anlamadan, bu hayattan beklediklerimizi veya bu hayatın bizden beklediklerini düşünmeye fırsat bulamadan, sürekli olarak bir işten bir işe koşuşturmak suretiyle günlerimizi ve yıllarımızı tüketip duruyoruz. İşlerimiz ve koşuşturmalarımız arasında bize bir miktar zaman kalsa bile, bunları da başta televizyon olmak üzere modern hayatın oyalayıcı araçlarına kaptırmış bulunduğumuz için, mekanikleşmiş yaşama alışkanlıklarımız, bu zaman dilimini özgün bir şekilde değerlendirmemize imkân bırakmıyor. Zaten nice zamandır buna ihtiyaç da duymuyoruz. Hayalgücümüzü, buluş yeteneğimizi kullanmak gibi zorlu işlere soyunmaktansa, evimizin baş köşesindeki meş’um kutunun hazır hayalleriyle oyalanmak bize daha kolay geliyor. Böylece, günlerimiz ve gecelerimiz daha kolay tüketiliyor! Ve biz, bitmesini hiç istemediğimiz bir ömrü saat saat, gün gün ve yıl yıl yiyip bitirerek, erişmekten korktuğumuz sona bir an önce kavuşmak için koşuyoruz.


Hayalgücümüzü kullanmaya hiç gerek yok; çünkü önümüzde, modern hayatın diktiği hazır hayaller var: kazanmak, tüketmek, daha çok kazanmak, daha çok tüketmek, başkalarından daha çok eşya toplamak, başkalarının imreneceği—veya en azından bizi onlar karşısında küçük düşürmeyecek—ünvanlara sahip olmak, iyi semtlerde ve güzel evlerde oturmak, güzel giyinmek, güzel görünmek, güzel kokmak, ünlü olmak, filân marka araba kullanmak, falan yerde tatil yapmak… Bütün bu amaçlar da en ince ayrıntısına kadar bize televizyon reklamlarında, programlarında, dizilerinde ve haberlerinde tek tek gösterildiği ve zihnimize kazındığı için, bu konularda bile hayalgücümüzü kullanmak zorunda kalmıyoruz. Sadece gösterileni yapmak, yaşamak için bize yetiyor.

Ne var ki, hayalgücümüzü kullanmamakla, biz kendimizi hayatın gerçeklerinden uzak düşürmüş bulunuyoruz. Biz gerçek dünya sandığımız kuruntularla oyalanırken, asıl hayat, bütün gerçekliği ve canlılığıyla, bizim dışımızda yaşanmaya devam ediyor. Biz ise, gerçekle yüzleşmeyi ya hiç göze alamıyoruz; veya göze alsak bile bunu bir türlü başaramıyoruz. Çünkü bizi gerçek dünya ile tanıştıracak olan hayalgücümüzü kullanmasını unuttuk.

Elinizdeki kitap, hepimizin yetenekleri arasında bulunan ve en değerli varlıklarımızdan biri olduğunda hiç şüphe bulunmayan hayalgücümüzün üzerindeki külü silkelemeyi ve bu külün altındaki közü tekrar canlandırmayı amaçlıyor. Kitabın kahramanı Cem, içimizden biri. Onun, sizden veya benden veya ondan hiçbir farkı yok. Bununla beraber, Cem, hayalgücünün gücünü keşfetmiş bulunuyor. Ve bu keşif, onu, hepimizin ortak bir şekilde yaşadığı hayatın göz kamaştırıcı yönleriyle karşı karşıya getiriyor.

Takip eden sayfalar, sizi, Cem’in bu dünyadaki gezi ve gözlemlerine katılmaya çağırıyor. Onun buldukları size çok yabancı gelmeyecek; çünkü bunlar bizim dünyamızın gerçekleri. Ancak bu gerçeklerden bu kadar zamandır niçin bu kadar uzak düştüğümüz, yahut bu kadar önemli olayların bu kadar sadelik ve basitlik içinde nasıl gözlerden saklanabildiği konusu, hepimizi düşündürecek. Cem ile beraber bu gezilerde siz de pek çok keşifler yapacaksınız. Hattâ belki Cem’in bulduklarından daha fazlasını keşfettiğiniz zamanlar olacak. Bir şartla:Kitabın kahramanıyla birlikte yolculuğa çıkarken, hayalgücünüzü de beraberinizde getirmeyi sakın unutmayın.

Zafer Yayınları
Tel: 212 – 512 80 80Ankara Cad., 60/3 Cağaloğlu, İstanbul.
http://www.zaferkitap.com
http://www.zaferdergisi.com
http://www.kitapyurdu.com/